Geleceği tahmin etmek mümkün müdür

Gaybı bilmek geleceği şimdiden öğrenmek insanoğlunun hiç yenemediği meraklarından biridir. Bu meraklı tatmin için mesire yerlerinde bakla falı açan çingene kadınlarından tutun da Fransız Kahini Nostradamus gibi tarihe malolmuş hatta şöhretini günümüzde bile devam ettiren şahsiyetlere rastlanabilmektedir.

Çoğumuzun sıkça kullandığı fakat manasına pek azımızın nüfuz edebildiği gayb mefhumu nedir. Kimimize göre gözümüzün göremediği herşey nitekim hava tahmin raporunu okuyan spilere kızıp köpüren bu raporu hazırlayanları tekfir eden dindarlarımız vardır.

Hastalığın seyrine göre muhtemel ömürden bahseden doktorlara hele hele ultrasound cihazına bakarak anne karnındaki ceninin cinsiyetini söyleyen radyologlara ateş püsküren vaizlerimiz eksik değildir. Halbuki sözü edilen hususlardan hiçbiri mutlaka manada gayb değildir.

Zira gayb kendisi ortada olmadığı gibi keyfiyetine delalet eden kat’i emarelerin de bulunmadığı hususlardır. Yani dumanı görülen ateş gayb olmaktan çıkmaktadır.Bir hastanın safra kesesinde taş olduğunu söyleyen doktora karşı çıkanımız yok gibidir.Ancak nedense çocuğa gelindiğinde tavrımız birden sertleşir. Halbuki her zaman olmasa da bazen anne karnındaki çocuğun pozisyonu radyolojik tetkikte cinsiyeti açıkca belli edilebilmektedir.

Hatta ileride daha kolay ve kesin araştırma metotlarının bulunması da imkan dahilindedir. Bu durumda mes’ele gaybi olmaktan tamamiyle çıkmaktadır. Sapasağlam bir kimsenin ne zaman ve nerede öleceği gayba taallük eden bir husustur. Ancak can çekişmekte olan bir kimse için hüküm böyle değildir.

Gaybın ne olduğunu böylece tespit ettikten sonra insan ve diğer mahlukların mutlak gayb’ı bilmek hususunda mertebelerin ne olduğunu Kuran-ı Kerimden öğrenelim. ”Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a mahsustur.” ( Nahl, 77 )

Gaybın anahtarları Allah’ın katındadır. Onları ancak Allah bilir. (En’am, 59)

Bu ayetler mahlukatın tamamını içine almaktadır. Buna rağmen bir kısım insanlar maalesef cinnilerin gaybı bildiğinine inanırlar. Bu sebepten olsa gerek Cenab-ı Hak onların da ayetin şumulüne dahil olduklarını beyan etmek için Süleyman Aleyhisselam vefatıyla ilgili şu ayet’i indirmiştir.

Vaktaki Süleyman’ın üzerine ölümü hükmettik. Ölümü üzerine onlara Süleyman’ın asasını yiyen kurttan başka birşey delalet etmedi. Süleyman’ın ölüsü yüz üstü düşünce cinler O’nun öldüğünü bildiler. Cinsel gaybı bilmiş olsalardı, O zilletli azap içinde bekleyip durmazlardı. ( Sebe, 14 )

Durum böyle olunca geriye tek ihtimal kalıyor. Allahu Tealanın bizzat kendisi gaybı bir kula bildirebilir mi ? Yine Kur’an-ı Kerim’e kulak veriyoruz.

O bütün gaybı bilendir. Gayba ait ilmini ise hiç kimseye açmaz. Ancak bir Peygamber olarak seçtiği müstesna.  ( Cin 26-27 )

Görülüyor ki gayb perdesi peygamberlerden başkasına açılmıyor. Bazı seçkin kullara da ilham yollu işaretler var. Hepsi o kadar. Falcılar ve onların şeytanlarına gelince ;

Doğrusu biz ( cinler topluluğu, meleklerin sözleini dinlemek için ) semayı yokladık. Onu çok kuvvetli bekçiler ve şihaplarla ( akan yakıcı yıldızlarla ) doldurulmuş bulduk. Halbuki biz ( Peygamberin gönderilmesineden önce ) haber dinlemek için göğün bazı ( bekçilerden boş ) yerlerine otururduk. Fakat şimdi kim dinleyecek olursa kendisini gözetleyen bir şihap buluyor.

(Cin 8-9) ayetlerinde belirtildiği gibi Peygamberimizden ( S.A.V ) sonra onlar için göklere giden yol kesinlikle kapatılmış durumdadır. Şimdi hepimizin zaman zaman kafasını kurcalayan bir soruyu ele alalım. Falcıların dediklerinden bir kısmının isabet ettiğini ya bizzat görmüş yada duymuşuzdur.

Bu nasıl mümkün olabilmektedir. Ehemmiyetine binaen cevabı bir kaç maddede tafsil edeceğiz.

Falcılar her şeyi bilebilir mi ?

Falcıya bilgi veren şeytan taifesinin ömrü birkaç bin sene olduğundan insanın mazisini kolaylıkla bilir.Falcıların bildiği hususlardan bazıları maziye aittir. Vükubulmuş bir hadiseyi bilmenin gaybı bilmekle ilgisi yoktur.Falcıya bilgi veren şeytanın taifesinin ömrü birkaç bin sene olduğundan onlar için insan mazisini bimek çok çok kolaydır.

Ancak bütün falcılar geçmişe ait bilgileri yem olarak kullanıp kişiye itimat telkin ettikten sonra geleceğe ait kehanetlerini de hakikat gibi yuttururlar. İleride vukubulacak bir hadiseye ait alametler daha insanın hissetme sınırına ulaşmadan cinnilerin görüp anlayabileceği bir hale gelebilir.

Çünkü onların kapalı yerlerden geçebilmek ve bir anda çok uzak mesafelere gidebilmek gibi harikulade bedeni kabiliyetleri vardır. Bu durumda onların yaptığı şey dumana bakarak ateşin varlığına hükmetmek gibidir. Ancak henüz bu alametleri göremeyen insana geleceğe ait bir husus kehanet yoluyla bilinmiş gibi gelir.

Şeytanların birinci kat gökten haber çalmaları sözkonusudur. Sahih-i Müslim’de rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resülullah ( S.A.V ) şöyle buyurmaktadır. Rabbimiz birşey icra edince hamele-i arş ( arşı taşıyan melekler ) O’nu tesbih ederler. Onların teshibini onlardan sonra gelen gök ehli izler. Onları ise diğer gök ehli takip eder derken dünya semasının ehline kadar gelir bu.

Sonra hamele-i arşı takip eden gök ehli, hamele-i arşa Rabbiniz ne buyurdu ? diye sorarlar. Onlar da Rabbimin ne dediğini bildirirler. Sonra bütün sema ehli bu haberi birbirlerine ulaştırırlar. Nihayet dünya semasına ulaşınca bu haberi hemen cinler kapıverir. Ve Velilerine dostlarına atarlar. Duyduklarını aynen söylerlerse elbette haktır. Lakin onlar bazı ilaveler de yaparlar.

Şu halde hadis-i şerife göre bir hadisenin zuhuru yaklaştığında Cenab-ı Hakk’ın iradesi semaları kat ederek dünya semasına inmakte şeytan taifesi de bundan çalabildiği kadarını çeşitli yalanlarda ekleyerek falcılara ulaştırmaktadırlar. Falcıların ise ellerinde doğruyu yalandan ayıracak bir kıstas bulunmadığına göre falın hangi kısmının aynen zuhur edeceğini önceden bilmek mümkün olmamakta böylece fal itimada şayan olmaktan bütünüyle çıkmaktadır.

İslam alimleri bilhassa ikinci bin yılın müceddidi İmam-ı Rabbani (K.S) keşfi insanda kalb gözünün açılmasını ikiye ayırmıştır. Zulmani keşif ve Nurani keşif. Birincisi Mahlukat alemindeki birtakım esrarın kişiye açılmasıdır ki, Allah (C.C) bunu dostlarına da düşmanlarına da verebilir.

Çünkü kendi yanında hçbir kıymet ifae etmez. Aksine doğru itikat ve salih amelden mahrum kişilere iyi yolda oldukları zehabını verir ki buna mekr-i İlahi denir. Kişi bunlarla avunur ebedi saadeti kaybeder. Bugün muharref din mensubu rahiplerin hatta spiritizma ve parapsikoloji erbabının kullandığı nadir bazı medyumların olağan üstü halleri bu sınıfa girer.

İslam Terminolojisinin istiraç tabir ettiği bu durumun mutlaka şeytanlar aracılığıyla olması şart değildir.Dolayısı ile bu taifenin şeytanların gaybı bilmemesi istidracın husülüne mani olmaz.Keşfin ikinci kısmı yani Nürani olanı ise Allah (C.C) dostlarına bir ikramıdır. İman hakikatlerine ve Kur’anın hikmetlerine ve Kur’anın hikmetlerine yöneliktir ki İlahi dostluktan nasibini alamayanlara zerresi dahi ulaşmaz.

Bütün bu açıklamalardan sonra günümüz dergi ve gazetelerinde hatta bir kısım kitaplarda geleceği bilen insan olarak takdim edilen ünlü Fransız kahini Nostradamustan bahsetmek yerinde olacaktır. Yüzyıllar isimli kitabıyla insanları cezbeden ve asırla sonra olacakları bir bir söylediği idda edilen bu şahis hakkında doğru hüküm nedir ?

Bu hususta şu ihtimallerden en azından birisi ya da bir kaçı söz konusudur ;

a) Söz konusu kitap olacak hadiselerden açıkca bahsetmek yerine gayet rumuzlu şifreli bir lisan kullanmaktır. Bu durumda insan hayal gücünü zorlayarak lastikli kelime ve ifadeleri istediği tarafa çekerek yakıştırmalar yapabilir. Mevcut hadiseler için kolaylıkla önceden bilinmiş imajı verebilir.

b) Bazı kehanetler zamanları geçtiği halde denildiği gibi çıkmamıştır. Bundan on sene kadar önce bir astroloji dergisinde dikkat çekici bir ilana rastlandı. Üçüncü dünya savaşı ne zaman patlayacak ? Dergi bunu müteakip sayısında açıklayacaktı. O sayıyı büyük bir merakla bekleyenler oldu. Nihayet öğrendik Nostradamus’a göre 1984 ve 1985’de üçüncü dünya savaşı çıkıyordu. Hatta bizzat kitabın ifadesine göre 1985’de ölüler mezarlarından fırlayacaktı.Dergi bu iş nükleer bombaların yapacağını söylemeyi bile ihmal etmiyordu. Ama söz konusu yıllar geçti geçecek Allah bilir söz buramus’un iki Almanyanın birleşme tarihi için 2050 yılını verdiğini söylemeden de geçmeyelim.

c) Batılı ilim ve sanat erbabına mal edilen pek çok buluş ve eserin İslam dünyasından çalındığı bugün artık herkesin malumudur. Keşif ve kerametleriyle ünkü Büyük mutasavvıf Muhiddin-i Arabi (K.S) istikbale dair pek çok yazıp söylemiştir. Hatta Osmanlı Hanedanına ait kitabının nüshaları mevcuttur.Halbuki kendisi Selçuklular devrinde yaşamıştır. Bu büyük velinin yazdıkları da çoğunlukla rumüzludur. 500 cilde varan eserlerinin ekserisi Endülüs kütüphanelerinin yakılmasıyla kaybedilmiştir. Nostradamus’un kehanetlerinin! bu İslam aliminin kayıp eserlerinden bulabiliği nüshaları karıştırıp anlayabildiklerine bazı eklemeler de yaparak kaleme almış olması hiç de küçük bir ihtiamal değildir.

d) Nostradamus’un kehanetlerinden bu sıraladığımız maddelere girmeyini varsa kendisinin istidraç ve zulmani keşif sahibi olduğuna şüphe edilmemelidir. Zira Cenab-ı Hakk  Resülune ittiba etmeden kendisine yol arayanların böyle oyuncaklarla oyalar. Zavallı Nostradamus yüzyıllar sonra olacakları bileceğine keşke Nur-U Muhammedi‘yi (S.A.V) keşfedebilseydi.

 

 

 

 

 

Categories:

Tags:

No responses yet

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir