Hümanizim Nedir

Avrupa toplumlarının var oluşlarından bu yana içinde bulundukları anormal sosyal ve kültür şartlar Eflatundan beri dizginsiz batı kafalarını hayalleri bile geride bırakan alemlere sefere çıkartmıştır. Dünyası müphem ve doyurucu olmaktan uzak metafizik telakkilerle dolu olan Batı’nın doyumsuzluğunu başıboş metafizik arayışlarıyla gidermeye çalışması normaldir.

Bir bakıma anormal olan Hümanizm gibi ütopyaların Batı dışındaki diğer toplum ve kültürlerini sarsıcı yıkıcı dalgalar halinde dünyaya yayılmasıdır. Batı kültür vakalarının bütün dünya tarafından şayan’ı kabul bir cihanşümullükte olduğunun propaganda edilişidir.

Beşeriyet talihsizlikerin en trajik olanını asrımızda yaşıyor. İnsanlık cerrah mevkiindeki Batı celladının kanlı satırı altında canlı bir kadavradır. Bugün Avrupanın en hümanist geçinen zihniyetleri bile Avrupalıyı efendi geriye kalan dünya insanlığını güldülmeye muhtaç köleler yığını olarak görmektedir.

Hiç bir iddiaa cihandaki bu kabusun sorumlusunun batı olmadığını savunamaz. Fakat o uğursuz kabus bu gerçeği gizlemeye devam ediyor. Ve Batı dikkate değer özelliklerinden birinin gereği olarak öldürdüğü insanın başında ağıt yakmanın sanatkarlığını da gösterebiliyor.

İşte Hümanizm böyle bir ağıt yakma törenidir. Halbuki Batı’nın Hümanizm gösterisi kanlı bir trajediden sonra yapılan artistik bir seremoniden başka birşey değildir. Hristiyanlık kilisesinin gayretleriyle zorla ayakta tutulan bir din olarak insanlığa hiçbirşey vermemişti. Rönesans ve beraberinde gelen sürüyle düşünce ve telakki Avrupanın insanlık dışı anormal sosyal kültür ve ekonomik şartlarından bir kaçış hareketi olmuştur.

Çok büyük bir zindanın kapılarının aniden açılışı gibi Rönesansla hürriyetine kavuştuğunu sanna Batı düşüncesi ve felsefesi değişik yönlere doğru nerde duracağı bilinmez bir hızla kaçışmış serpilmiş yayılmıştır. Bu tarihten itibaren toplumlarının bünyesi kavga çatışma ve huzursuzluğun akıl almadık çoklukta tohumlarını beslemeye başlamıştır.

Genel bir ifadeyle tek yönde gelişmeyen yani bir taraftan gelişirken öbür yandan mutlaka çöken bu toplumlar avunmaya ve oyalanmaya her zaman muhtaç olmuşlardır. Hümanizm’e ve benzeri akımlara bu sosyal psikolojik gerçekler açısından da bakmak gereklidir.

Aldığı şekil ne olursa olsun Batı’nın tükenmeyen baskı rejimlerinin meydana getirdiği insan tipi genel olarak hastalıklı ve kompleksli tiplerdir. Bu psikoloji içinde Batı insanı birer hayal olduğuna bakmadan sayısız nazariyeyi kabule hazır duruma gelmiştir.Hümanizm bu şartlar içinde insanın insanüstüne bir başkaldırması olarak doğdu ve gelişti. Halada aynı doğrultuda yürümeye devam ediyor.

Hümanizmin İki Önemli temeli

Hümanizmin iki önemli temelinin aklın ve duyguların herşeyi kavrayacağı ve insanların kardeşliği olduğu hatırlanırsa bu telakkinin diğer sistem ve anlayışlara ne ölçüde tesir ettiği kolaylıkla gözlenebilir. Hümanizm ve Rönesans’ın bu tesirlerinden sosyal ilimlerin hakim vasfı individualizim ( fertçilik ) ve müsbet ilimlerin temel metodu pozitivizm yalnızca iki örneklerdir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki Hümanizm metafiziğe karşı girişilen savaşların cazip bir sloganı olmuştur ve halen böyledir.

Politik Hümanizm

Çağımızda mücerret bir insan sevgisi şeklindeki Hümanizm değişik ideolojilerin çeşitli mensupları arasında farklı anlayışlar halini almış ve politik gayelere yönelmiştir. Bir Hıristiyan Hümanizmden bir Komunist hümanizmden bahsetmek gerektiği gibi aydınlarımız arasında da hümanist eğilimlere tesadüf etmek mümkün.

Politik Hümanizm bir yönüyle emperyalist güçlerin birbirlerini oyalama vasıtasıdır. Gün geçmez ki büyük devletlerden biri diğerinin penceresinde Hümanizm serenatları söylememiş olsun. Öte yandan ise silahlanma yarışları daha da hız kazanır. Her birinin askeri kültür veya ekonomik baskıları altında yüzmilyonları bulan esir insan vardır ama onlar hariçten insan sevgisi üstüne gazel okumaya devam ederler.

Dünyanın hiçbir akılsız canavarı gıdası olan yaratığı tamamen ürkütüp elinden kaçırmak istemez. Bu manadaki savaş aleyhtarı Hümanizm’in çirkin bir savaş hazırladığı olduğunu şüphesiz ifade edebileriz. Burada sadece Sovyet Rusyanın 70 yıldır hangis insaniyet dostluk barış maskeleriyle nasıl cinayetler gizlediğini hatırlatmakla yetiniyoruz.

Hümanizmin savaş aleyhtarlığının bir başka politik hedefi nükleer harp öcüsüyle geri kalmış toplumlar üzerindeki saltanatlarını koruma istediğidir. Halbuki dünyanın hiçbir geri bırakılmış ülkesi çıkacak bir nükleer savaşın faili olmayacağı gibi sorumlusu da olamaz.

Emparyalist ülkeler bu politikaları ile silahtan arınmış korkudan titreyen aciz ve zavallı köleler istiyorlar. Nükleer savaş öcüsünün arında yatan gerçek budur. Hümanizm’in savaş aleyhtarlığının temelinde insanlığın yarınını düşünme diye bir fazilet aramak boşunadır. Zira hemcinsi uğruna feda olabilecek bir tek hümanist gösterilemez.

Savaş aleyhtarlığının biraz daha temeline inildidiğinde görülecektir ki asıl düşmanlık savaşı doğuran unsurlara dine millete tarihe ve Allah’a dır. Savaş aleyhtarlığı kılıfı altında savaşlarının prometheus ile başlayan en iğrenci yürütülüyor. Bir batılı’nın sapık inançlarına baş kaldırması pek normaldir.

Ama sınıflı fertçi tanrılarıyla kavgalı tanrılarıyla mukavele masasına oturmuş hastalıklı toplumların şartları ile diğer dünya toplumlarının şartlarını aynı sanmak hamakatine bir anlam vermek güçtür. Hümanizm şarkıları ile gizlenmek istenen esaret iniltilerdir. Hergün şahid olduğumuz sayısız hadisene haçlı zihniyetinin kaybolduğu ne komunizmin cihan hakimeyeti hedefinden yan çizdiği ne kapitalizmin dünyanın he kesimini sömürmekten vazgeçtiği hakkında bize en ufak bir ima vermiyor.

Bütün sözde barış anlaşmalarına rağmen dünya kurulduğundan bu yana ekonomik politik kültür ve psikolojik savaşlarının en korkunçlarına sahne oluyor ve farklı ideolojiler amansız bir boğuşmanın içinde bulunuyor.

Gerçek insaniyet

İnsanlık dışı felsefi ahlaki estetik ve ekonomik nazariyelerin kıskacında tarih boyunca işkence çekmiş insanların Hümanizm diye tatlı bi hayale sarılmaları anlaşılır bir şeydir. Ama bir kısım toplumların iç şartlarının zorladığı bir zarurete tekabül etmek üzere bizzat insanlar tarafından ortaya atılan sistemlerin cihanşümul değerler olarak takdim edilmesi şüphe edilecek bir husustur. Üstelik insan kanıyla beslenen zalimlerin birden bire Hümanizmin kurtarıcı havarileri pozisyonuna geçmeleri pek anlamlı olsa gerek.

İnsanoğlunun kölelik devirlerinde bile görmediği toptan esaretlerin sorumluları kendilerine çektikleri bunca vahşet ziyafetlerinden sonra kalkıp insan sevgisi üstüne şarkı besteliyorlar. Bütün bu kirlenmiş Hümanizm hülyalarının dışında insanın insan için feda olduğu gerçek insancı bir aksiyon aramak üzere bakışlarımızı tarihe çevirirsek yüzyılların gerisinden bir zamanlar dünyanın büyük bir kesiminde eşine az rastlanır bir adetle yaşatmış bir toplumun bizi selamladığını görürüz.

Atalarımızdı bunlar İnsanlığın bunlar için feda olmuş soylu nesli Dualarla başlayan savaşlar zulmün yuvalandığı karanlık kalelere doğru her bahar tazelenen akınlar kan dökmeye teşne insanların taşkınlıkları değildir. Haşa yüreklerde gümbürdeyen inanç insan sevgisiyle bütünleşiyor ve bir millet kendisini Allah’a ve insanlara adıyordu.

Avrupanın ya zavallı bir arayışını veya zalim bir niyetini ifade için kullandığı Hümanizm ile gerçek insanlığı bağdaştırmak mümkün değildir. Kendine tapan bir zavallı meczuplar yığınının Hümanizm sayıklamaları ile gaza meydanlarında kanını insanlık için akıtan bağrı açık alnı ak yiğitler arasındaki fark en az bir dünya kadardır.

Dünyanın hümanizm ve insanlık sevgisi teranesiyle esaretleri gizlenmeye çalışılan esir milletleri ve insanları gerçek insanlığın hürriyet şarkılarını mehter marşlarını serhat türkülerini beklemektedir.

Kısa Notlar

  • Hümanizmin savaş aleyhtarlığının bir başka politik hedefi nükleer harp öcüsüyle geri kalmış toplumlar üzerindeki saltanatlarını koruma isteğidir. Halbuki dünyanın hiç bir geri bırakılmış ülkesi çıkacak bür nükleer savaşın faili olmayacağı gibi sorumlusuda olmaz.

 

  • Hümanizm şarkıları ile gizlenmek istenen esaret iniltileridir. Hergün şahid olduğumuz sayısız hadise ne haçlı zihniyetinin kaybolduğu ne komunizmin cihan hakimiyeti hedefinden yan çizdiği ne kapitalizmin dünyanın her kesimini sömürmekten vazgeçtiği hakkında bize en ufak bir ima vermiyor.

 

 

Categories:

Tags:

No responses yet

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir